famous cartoon porn
cartoon porn games
3d cartoon porn

No: 089, Août - Ağustos - August 2017

note || not

 

Size bir sır vereyim mi? İnsanın en büyük düşmanları, en yakınlarından oluşuyor!
Cavidan seksen bir yaşını aştı galiba, İmren de yetmiş iki oldu! Bir de kardeşlerim olacaklar! Beni her gün biraz daha zorlayarak yukarıya çıkarıyorlar. Ben seksen beş yaşıma isteyerek mi geldim? Hep kardeşlerim neden oldu bu tırmanışa. Otursanıza oturduğunuz yerde. Beni büyüterek küçülmeyeceğinize göre, nedendir bu çaba? Ben birinci değil de üçüncü çocuğu olarak gelseydim annemin dünyaya, en geç yirmi yedi yaşımda durdururdum yeni yaş almayı ve önümdeki kardeşlerim de bana uyarak genç kalırlardı.
Ben üç kişinin birleşiminden oluşmuş bir kişiyim! Birinci Cavit:
"Lütfen saçma sapan konuşmayın!" diyor. "Doğa yasalarına bunu da sığdırmak bize mi kaldı?"
İkinci Cavit:
"Ben kimsenin buyruğuna girmek istemem!" diyor. "Bu doğa bile olabilir!"
Üçüncü Cavit:
"Kolay olan kabullenmektir!" diyor. "Ben bugün seksen beş yaşında bir gencim! Yaşıyorum, düşünüyorum, eskisi kadar dolaşıp fotoğraf çekemiyor bile olsam güzel yazılar yazıyorum, desenler çiziyorum!
Kapımızın önünden geçen bu güzel kız da kim? Bana selam mı veriyor, yoksa ben işime geldiği gibi mi anlıyorum her davranışı? Oysa burada, evimin penceresinden dışarıya bakan ben değil miyim?
Ben şimdi İstanbul'dayım! Hızlı adımlarla yürüyor, biraz sonra başlayacak olan ADALET toplantısına katılmayı amaçlıyorum!


[09.07.2017 / facebook]

Dimanche, 09 Juillet 2017 20:03
Published in note || not
Written by
Read more...

Şimdi ben tabi ki annemi çok özlüyorum. Sadece annemin anne figürünü değil, onun zekasını, zevkini, dinginliğini, aklını, onurunu, kültürünü, karakterini de özlüyorum. İnsanlar gerçekte annelerini değil anne figürünü seviyorlar biliyor musunuz... Annenin temsil ettiği kavramlara, annenin varlığından daha çok bağlılar mesela. Elbet normaldir bu. Lakin annelerini hiç tanımayan çocuklarla doldurur bu dünyayı. Kimse annesinin gerçekte ne düşündüğünü, ne hissettiğini bilmez, bilmek istemez. Bir annenin, çocuğunun babasından başkasını arzulaması, cinsel ihtiyaçları, can sıkıntıları onu anne figürünün dışına atar. E böyle bir durumda annesini tanımaktan imtina eden bir çocukla ne kadar bağ kurulabilir ki. Bu yüzden bir çok anne yalnızdır, mutsuzdur ve görev adamıdır. Yazıktır. Ben annemi anneliğinin yanı sıra tanıdım da sevdim; adam gibiliğiyle, zaaflarıyla, kusurları ve üstün yanlarıyla bağlıydım ona. O yüzden iki kere üzülüyor ve özlüyorum.
Anneniz hayattaysa bunu bi düşünün derim. Çünkü yokluğunda, sizin onu terkettiğiniz yalnızlıktan daha büyük bir kimsesizlik bekliyor sizi.
Ben gençken Küçük İskender'i yoğun okur ve çok severdim. Şiirlerinin bana çok şiirimsi yazdırmışlığı vardır. Gençlik yıllarımda bi çok edebiyat dergisinde de şiirimsilerim basılmıştır. Varlık'a gönderdiğim şiirimsilerden birine İskender yorum yapmıştı dergide. "...Hele bir de opera sanatçısı olduğunuzu düşünecek olursak" falan içeriğinde. Ne dangalakça ve önyargı kokan bi yorum diye düşünmüştüm o zaman. Bi kaç yıl sonra ne demek istediğini anladım. Şiirlerin sıradanlığını vurgulamak isterken sıradanlığa düşmüştü gerçi, ama olsun: temelde doğruydu eleştirisi. O yüzden o dönemki şiirlere şiirden ziyade şiirimsi demek yerinde olacaktır. Sonra yıllar geçti. Benim göz rengim ve adım değişti. Algılamamda- özellikle konu insan davranışı ve sanatsa- müthiş bir gelişme oldu. Hani şu 11 basamaklı iki sayıyı sekiz saniyede çarpan tipler gibi...Gerçek şiirler yazdım. O kadar gerçeklerdi ki bir süredir yazamıyorum.
Burda, yani bu deniz kenarında, arkamdaki koruluktan gelen kuş sesleri dışında sadece klasik batı müziği dinliyorum. Bütün gün... Okuyorum bolca. Çiçek dikiyor, yürüyor, yemek yapıyor, köpekleri doyuruyorum. Günüm bomboşlukta geçiyor. Sanki tüm köklerimi kesmişler, beni geçmişe bağlayan ne kadar ağırlık varsa üstümden kalkmış da bi insan olarak uçamıyacağımı bile bile uçmayı deniyor gibiyim. yaşamaya heves ediyorum kısacası. Zamansız bi yer burası... Günlerden ne, saat kaç hiç bilmiyorum.
Şimdi oturmuş İskender'in "Ciddiye Alındığım Kara Parçaları"nı okuyorum.
Kapkaranlık bir yası, yorucu bir hayatı, daha neler neleri, o gürültüyü- kalabalığı geride bıraktığımı daha iyi anlıyorum.
Benim yıllardır hissetmekle ilgili ciddi bir sıkıntım var, yakınlarım bilir. Burda hissetmekle ilgili içim köpürüyor. Ayrıntılarla daha çok ilgilenmeye başladım. Zihnimdeki düşüncelerin, birbirinin üstüne basa basa tepişmeleri sona erdi. Mesafe koydular birbirlerine zaar, ondan diye düşünüyorum. Mesela şu dikkatimi çekmeye başladı: Müziğin içine şarkıcılar dalınca çoğunlukla yoğunluğunu ve sadeliğini yitiriyor müzik. Saçmasapan bi coşku, pespaye bi hüzün bulaşıyor olaya. Müzisyenliklerinin ne denli zayıf olduğunu ilk kez bu kadar açık görüyorum. Herhalde bu yüzden çok az şarkıcı çıkmış zaten. Hani bu minvalde şeylerle geçiyor günüm. İşte İskender'in şiirlerini okurken- kimbilir kaçıncı defa-şunu da farkettim:
Ne kötü yazmışsın be abi!

 

 

[25.04.2017 / facebook]

 


Samedi, 29 Avril 2017 11:07
Published in note || not
Written by
Read more...

Yıllardan 1939 olmalı! Karaburun İskele'deki evimizin yukarı avlusunda, suyu buz gibi olan bir kuyu vardı. Babam bir kovanın içinde bu kuyuya rakı şişesini indirir, akşamüzeri eve geldiğinde iyice soğumuş olan rakıdan bir kadeh doldurup içerdi. Alışkanlığı böyleydi. Rakıya su katmazdı!

Bir gün Cavidan, sen su san ve kadehteki rakıyı lıkır lıkır iç! Çocuk cıyak cıyak bağırıp ağlarken, annem çok telaşlandı ama babam:
"Üzülme!" dedi. "Şimdi kafayı bulup mışıl mışıl uyuyacak!"

 

Dimanche, 21 Mai 2017 18:34
Published in note || not
Written by
Read more...