adult cartoons
adult cartoons
porn cartoons

No: 087, Juin - Haziran - June 2017

nouvelle || öykü || story

nouvelle || öykü || story (7)

087-1yo-basosmanfrat-otekilermonologu

[TIKLA]

iç. beşparmak, S. ? / Ocak-Şubat 2003, s. 3

Vendredi, 26 Mai 2017 13:30
Read more...

078-1y-pinarfatih-pervani

 

 

Yaklaştıkça uzaklaşılan bir yere doğru gidiyoruz. 92 km’lik yolu bir gün boyunca alamamızdan belli. Tek bildiğimiz doğuya doğru gittiğimiz. Olmayan bir yere, hayali bir ülkeye gittiğimiz duygusu ‘Deşt-i Buhara Geçidi: 1410 metre’ tabelasını görünce yerini Fizan’a gittiğimiz duygusuna bırakıyor. ‘Danila Geçidi: 1565 metre’ tabelasını görünce arabadan inip sol yanımdaki Botan Nehri’nin aktığı vadiye bakıyorum. Aklım yuvarlanıp gidiyor. Coğrafyanın da delirebileceğini görüyorum. Eğer varsa Fizan, ancak böyle bir yer olmalı. Kendime gelmek için başımı kaldırdığımda karşımda 2444 metrelik Körkandil Dağı’nı, arkamda 2838 metrelik Herekol Doruğu’nu görüyorum. Zaten vertigoya ilk kapıldığım yer burasıdır. Ne zaman dengemi kaybetsem kulaklarımda Botan’ın uğultusu çınlar. Başım dönüp düşecek gibi olsam, sırasıyla Şırnak, Van, Bitlis, Batman ve Mardin’i görür, olduğum yere, Pervari’ye yığılır kalırım.
Dimanche, 21 Août 2016 17:25
Published in nouvelle || öykü || story
Written by
Read more...

Çağın birinde, Kimler ülkesinin Kimsecikler ilinde Kimcik adında bir kılağıcı varmış. Artık kullanılamaz denilen bıçakları, nacakları ağızlar; yeniden uç açar, kılağılarmış.

Kılağıladığı ağza düşen bir akasya yaprağı iki olur inermiş yere. Gizini kimseye söylemez, kimseye göstermeden işini yaparmış.

Suskunluk suyundan çıkmayan, kırçıl sakalını ince beline iki dolam saran Kimcik, konudan komşudan, kurttan kuştan sesini esirger, ellerini göstermekten de sakınırmış.

Her dirinin başına geleceği gibi, Kimcik'in de tükendiği gün gelmiş. Bir baltanın körelmiş ağzıyla didişirken; dirim güresi bitiverince yıkılmış oracığa.

Kondaşları, komşuları kapı açık olsa bile içeri girmezlermiş. Dışarıdan seslenerek, alırlarmış kılağılanmış gereçlerini. O gün de iki orak ile bir sındıyı almaya gelen komşuları, uzun uzun seslenmelerine karşın; Kimcik'e duyuramamışlar kendilerini. Akşama doğru gelir alırız diyerek ayrılmışlar oradan. Günbattı sularında gelip, yine seslenmişler içeriye. Yanıt gelmeyince, bu kez bitişik komşusu çanakçıyı çağırıp; birlikte girmişler içeriye.

Kimcik gömüldükten sonra, çanakçı komşusu Kimcik'in sesini işitenin yalnız kendisi olduğundan söz etmiş. Ellerini görüp görmediği sorulunca kapı komşusu Kimcik’e öykünmeyi seçmiş; suspus olmuş.

Çok iyi bir usta olduğundan, kılağı alırken elini kesmeyeceğini savlayanların yanında, sol elinin bilekten kesik olduğunu söyleyenler de çıkmış. Nedir, kimse bir tırnağının ucunu bile görmediğinden, ne dedilerse belleklerde yer etmeden uçup gitmiş. Derken biri orağının, öbürü tırpanının öyküsünü anlatıp; yirmi yedi yıldır ona komşuluk yapan çanakçı da bilmiyorsa kimsenin bilemeyeceği üzerinde birleşmişler.

Yıkayıcı geç gelmiş olsa da onların hangi bilinmeyenin eteklerine dolanıp yorulduklarını anlamış. Ayağa kalkıp, kıçlarıyla yerden aldıkları tozu silkerek yola koyulmakta olan kondaşlarına Kimcik’in sol başparmağını görüp görmediklerini sormuş. Hepsi bir ağızdan  “hayır” diyeceklerken, ağızları açık kalakalmış. Yıkayıcı, kendisine dönmüş sasıyan açık ağızlara daha çok dayanamayınca sıkılığıyla övündüğü ağzını açmış. Kimcik’in sakalına sinmiş kılağılardan girmiş, yağlı kara taşa dönmüş sol başparmağının kemiğinden çıkmış.

Kimcik, kılağıladığı bıçakların, orakların, sındıların ağzındaki kılağıları payam yağı sürdüğü başparmak kemiğiyle alıyor, sakalıyla siliyormuş.

Mardi, 26 Juillet 2016 17:23
Read more...
075-3nn-pinarfatih-ingalig_koyu

2002 yılında ve Batman’ın Sason ilçesindeyiz. Daha doğrusu Sason’un Dağları’ndayız. İnsanın aklını başından alan bir hava. Doğanın çıldırdığı bir mevsim: İlkbahar. Dağlar, gövdesi bahar yeşili, başı kar beyazı, etekleri su mavisi bir bayram çocuğu gibi. Börtü-böcek, insan-kuş kim varsa sevinçten çıldırmış, bayram çocukları gibi birbirine sarılıyor. Bir gün 3000 metrelik Meleto Dağı’nın tepesindeyiz, diğer gün mavi bir yılan gibi kıvrıla kıvrıla akan Sason nehrinin kıyısında. Batıya gitsek Diyarbakır’dayız, doğuya dönsek Bitlis, aşağısı Batman yukarısı Muş.

Dimanche, 05 Juin 2016 09:23
Published in nouvelle || öykü || story
Written by
Read more...

Bir gözüm annemde. Epeydir ama. Bir açım… Bir açım… Öyle böyle değil; kavruluyor midem. Bir şey geçmedi şu döküntülü boğazımdan.  İki gündür.

Baktım bir gözüm yetmiyor anneme bir şey demeye. İki gözümü saldım üstüne. Akıntılı, kurumuş çapaklarla yarı kapalı. Yarım gözlerle bakıyorum demektir…  İki yarım bir eder;  doğrusu bir gözle bakıyormuşum. Görüyor beni, biliyorum. Tanımıyormuş gibi oralı olmuyor. Küçüğüm daha. Çok küçük; üstelik ayaklarımdan biri birazcık kısa. Hangisi? Bilmiyorum hangisi.

Dimanche, 15 Mai 2016 15:59
Read more...

Sen dersini yine doğru yapmamışsın Meryem. Gel bakalım yanıma!

İsteksizce kalkardın arkadaki sıradan. O yol bitmesin diye adımlarını kısacık atar, tombul ayaklarını sürüye sürüye, korkarak ve tiksintiyle giderdin masasına. Giysilerine sinmiş sigara kokusunu ve sana çarpan nefesini sevmezdin. Sararmış bıyıklarını, kahverengiye çalan dişlerini, kirpiklerine yapışıp kalan o kurumuş çapakları yakından görmek istemezdin. Önlüğünü beline sıyırarak seni kucağına oturtuşundan, yamuk yumuk kocaman bir “A” çizerken sen; onun kıllı ve kocaman ellerinin vücudunda dolaşıyor olmasından hoşlanmazdın. Çocuk bedenini ileri geri sarsmasından, seni kucağına sıkı sıkı bastırmasından, gittikçe hızlanan soluğundan nefret ederdin. Kocaman A’yı yine doğru yapamazdı titreyen ellerin. Bir daha yazdırırdı sana, bir daha, bir daha… Sonra sıra kocaman bir B’ye gelirdi. Sınıfa umutsuzca göz gezdirirdin. Biri fark etsin isterdin. Bir anormallik vardı sanki. Altı yaşındaki çocuk yüreğinle hissederdin; yok muydu acaba? Emin olamazdın. Ders böyle mi yapılırdı? Bilemezdin. Artık acıyan canın ders yapmak istemez nemlenen gözlerini de kimsecikler görmezdi.

Mercredi, 06 Avril 2016 18:28
Read more...

I

Biraz sonra yönetim katındaki  toplantıda buluşacaklarından habersiz, asansörde bulunan bu üç kişinin ortak yönü aynı iş yerinde çalışıyor olmak. Göz aşinalığı sadece... Işıkların bir an sönüp tekrar yanması, asansörün kısa duraklamadan sonra  gidilmek istenen yönün tersine hızla yukarıya çıkması, hepsinin  gözlerinden  saçılan korkuyu dört metre kareye yığdı. Kadın kıpırtısız kaldı. Siyah saçlı delikanlı –yirmi beşinde ya var ya yok- şaşkınlığını kısa bir ünleme sığdırdı: “Hoppalaaa!”. Jölenin sultasında arkaya taralı, simsiyah saçları onun kadar şaşırmadı, kıpırdamaları yasaktı galiba. Kumral seyrek saçlı, kelli felli adam, korkudan   kanatlarıyla kendini oradan oraya atmaya başladı.

Lundi, 25 Janvier 2016 14:23
Published in nouvelle || öykü || story
Written by
Read more...